
Üstad'ın vefatından sonra risale-i nur hizmeti
Üstâd Bedîüzzaman Hazretleri’nin vefatından sonra, Risâle-i Nûr câmiası içinde değişik isimler altında farklılaşmaların ve gurupların ortaya çıktığı bir dönemde Husrev Efendi, Risâle-i Nûr hizmetine sadâkatle sâhib çıkmış ve onun aslî çizgisinden aslâ sapmamıştır.
Devamını Oku :Üstad'ın vefatından sonra risale-i nur hizmeti

Tevâfuklu Kur’ân
Kur’ân’a hizmeti hayatının en büyük gāyesi bilen Bedîüzzaman Hazretleri, aklı gözüne inmiş ve maddiyyûnluk belâsıyla görmediği şeyden şübhe eder hâle gelmiş asrımız insanına Kur’ân’ın hattında dahi gözlere hitâb eden bir i‘câz bulunduğunu beyânla “tevâfukāt” ta‘bîr edilen latîf ve nükteli bu güzelliği göstermek gāyesiyle bir Kur’ân yazdırmak arzu eder.
Bu emelini gerçekleştirmek üzere önde gelen on âlim talebesine üçer Kur’ân cüz’ü verir ve onlardan Kur’ân’da zaten var olan tevâfuk özelliğini ortaya çıkarmalarını ister.

Siyâsetten Tecerrüd
Üstâd Bedîüzzaman Hazretleri Risâle-i Nûr hizmetini ve Nûr talebelerini, yalan üzerine kurulu dünya siyâsetinden hep uzak tuttu. Fırtınalı bir zamanda siyâset vâsıtasıyla dine ve ilme hizmet etmeyi neticesiz ve faydasız gördüğünden ve hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vâsıtayı îmân hizmeti bildiğinden, bütün himmetiyle ona çalışmayı daha lüzûmlu bularak şöyle diyordu: